13 Aralık 2012 Perşembe

Hulki Bey ve Arkadaşları- Yiğit Okur


Uzun zaman önce arkadaşlarımca önerilen bir kitaptı. Bu yıl Tüyap' tan satın almak nasip oldu. Yazar Yiğit Okur. Yazarın adını ilk kez bu kitapla duydum. Aslında "Çok güzel, kesinlikle okunmaya değer bir kitap" sözlerinden ve yazarın adından başka bir bilgim yoktu kitabı okurken.  Böyle kitapları okumak bana daha çok heyecan veriyor. Yeni bir yazarı keşfetmek, yeni bir dünya keşfetmek gibi bana göre. Ama keşke daha önce satın alıp okusaydım bu kitabı.

Kitap 1955 yılı Eylülünün beşinci günü akşam saatlerinde başlıyor. Hulki Bey ve arkadaşlarının otuz yıllık yaşam serüvenleri etrafında geriye dönüşler ve ileriye gidişlerle oldukça sağlam bir kurgu ile kendine hayran bırakıyor. Gerçekten hayran bırakıyor. Bunu boş yere demiyorum. Her romanın hele hele ilk kez okuduğum yazarların kurgusunu ikinci kitabını okuyarak değerlendirsem de bu kitap buna gerek bırakmadı. En ufak ayrıntılar bile ustaca neden sonuç ilişkisi içinde verilmiş.

6-7 Eylül olayları olarak bilinen olayların, siyasi gelişmelerin içinde olmayan kişilerin bile yaşamlarını ne kadar derinden etkilediği ve onlar için dönüm noktaları oluşturduğunu görüyoruz. Özellikle Galatasaray Lisesi mezunları ve öğrencileri için anılarla dolu bir kitap. Kitabın kapağı da zaten okulun tören kapısının fotosunu taşır. Bu kapının kapakta bile yer alacak kadar önemli olması tesadüf değildir çünkü o kapı da 6-7 Eylül olayları kadar olmasa da kahramanlar için dönüm noktası bence.

Kitap bittiğinde tüm karakterlerin bir zamanlar gerçekten yaşamış olduklarına, ve kitabın tamamına saklanmış kendini sadece hafifçe belli eden hüznü derinden yaşadıklarına inanıyorsunuz/ inanmak istiyorsunuz.

Tavsiye edilesi, okunası ve okutulası bir kitap....

27 Kasım 2012 Salı

Yine Yeni Yeniden Merhaba

Uzun zamandır yoktum buralarda...Biraz ayrı kalıp hayatımın düzene girmesini ve sakinleşmeyi bekledim. Bu arada beni merak eden blogge arkadaşlarım oldu. O kadar mutlu oldum ki...

Öncelikle çok çok iyiyiz. Esracık ve ben yeni hayatımıza iyi uyum sağladık. Biliyorsunuz hem ev değiştirdik hem de işe başladım. Esra kreşe başladı derken bunların hepsi üst üste geldi.

Yeni evimize yerleşmemiz hızlı oldu ama alışmamız zaman aldı... Gelin geldiğim, yeni hayatıma başladığım, büyük bir heyecanla her odasında kızımı beklediğim ve onu kucakladığım, heyecanlar, hüzünler, sevinçler... yaşadığım evi bırakıp bu dört duvara gelmek... Şimdi burada yaşanmışlıklar biriktirip burayı yuva yapmak...Zor ama o kadar da dinç tutucu işler sanırım...

Esra kreş konusunda o kadar çok zorladı bizi...Ağustos sonundan beri gittiği okula ilk defa bu iki haftadır ağlamadan gitmeye başladı. Tabi babasıyla benim içimiz nasıl rahatladı, sevindik... Okul saatleri içinde hiçbir problem yaşamamasına rağmen sabahları ağlayarak okula gitmesi bizi çok üzüyordu ama çok şükür ki inadını kırdık kararlılıkla.Şimdi çok daha programlı ve huzurluyuz ailecek :))

Okul ise daha iyi gidemezdi sanırım :)) Sadece zamanımı alan konu çalışma kağıtları ve diğer konularda eskileri kullanmak istememem ve yeniden üretmeyi seçmem. Bunlar da tabi hazırlık konusunda zamanımı alıyor tabi. o yüzden de bilgisayar başındaki zamanım kağıtlar hazırlamakla geçiyor.

Düzenimizi kurduk çok şükür ama zaman aldı doğal olarak. Merak eden, soran herkese çok çok teşekkürler, kocaman sevgiler.. Daha çok ve dolu dolu postlarda buluşmak üzere...


17 Ağustos 2012 Cuma

Yok mu Arttıran :S

Son günlerde yoğunluktan şikayet ederken, işlerin daha da azalmasını umarken giderek katlanıyor yorgunluklar.

Güzel gelişmeler oluyor ama oldukça da işler büyüyor. Öncelikle hiç hesapta yokken ev aldık :)) Şu anki evim çok küçük olduğundan sığamıyorduk. temizliği de zor oluyordu. Artık sadece eşyaların yerlerini değiştiriyordum. Daha büyük bir ev istiyorduk ama böyle pat diye olması şaşırttı bizi. Şimdi onun temizlenmesi, eksiklerin giderilmesi, takılacaklar, onarılacaklar e yeniden alınacaklar derken kafam bir dünya...Allah böyle yorgunluklar versin herkese ne diyelim...Allah ev dileyen herkese nasip etsin.




Sonra.. Esra kreşe başladı bu hafta başı. İlk iki gün çok büyük bir hevesle gitti. üçüncü gün su koyverme emareleri görülmekle beraber. dün ve bugün işler sarpa sardı.sabahları beni bırakmak istemiyor. gün içinde de ağlamalar oluyormuş ama dikkati kolay dağılıyor yaşı itibariyle de. Şimdi bayram tatili giriyor biraz zorlayacak bizi tam düzene alışmışken.... İlk etkinliğini de yaptı Esracık.. Tavşan figürüne pamuk yapıştırma :) telefondan foto ekleyemiyorum ama ekleyebilseydim çok güzel olurdu :)

Herkese selamlar. ben biraz nette dolaşıp eksik gidereyim :)) Sevgiler

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Değişim,Gelişim ve Diğerleri

Uzun zaman oldu yazamayalı. Sağ olsun arkadaşlarım da merak etmişler. Kendilerini kocaman kucaklıyorum.

Bir çok yeni karar ve başlangıç aşamasında yazmak için çok da konsantre olamadım.

Evet mesleğime, öğretmenliğime dönüyorum yeniden. Yeni bir okulda, yeni heyecanlarla başlıyoruz bakalım. Bir yıllık bir tatilden sonra enerji dolu tam gaz devam edeceğim umarım. Biraz paslanmışlık var doğal olarak ama seminer döneminde hepsi  bertaraf olacak inanıyorum. Öğretmenlik ara vermeyi affetmiyormuş. Hele de Türkçe/ Edebiyat öğretmeniysen molaya hakkın olmamıyor. Yine de seviyorum mesleğimi...

Miniki Esra'ya gelince uyudu da büyüdü ve kreşe başlayacak. Kreş araştırma, kararlar verme, sonra vaz geçip yeni kararlar alma, araştırmalar yapma derken en sonunda yuvamızı bulduk. Umuyorum ki öğretmenlerini sever ve az zorluk çıkarır.

Sonra tatile gidip gelme, aile ziyaretleri, uzun zamandır gidilemeyen baba ocağında bir iki hafta zaman geçirme, derken Ramazan'ın gelişi gündem oldukça yoğun. Bir yandan da önümüzdeki yıla dair çalışmalar da hazırlamaya çalışıyorken ihmal ettim bloğu. Merak edenlere, aklına getirenlere selamlar, sevgiler...Kaldığımız yerden devam umarım.

12 Haziran 2012 Salı

Ben Kimim,Burası Neresi, Neredeyim ?

On günü geçti uğrayamayalı buralara. Dinlenmiş ama yorgun (!) geri döndüm. peki nerelerdeydim ben? İki hafta önce Esra'nın tuvalet eğitimi telaşından ben kardeşimin mezuniyetini unutmuşum :(( Eşim hatırlatmasa hatırlayacağım da yok. Hafta içi gidemeyeceğimizden ( Esrayla otobüse binmek henüz harcım olmadığından) eşim hafta sonu bırakmayı ve bir hafta annemlerde kalmayı teklif etti.

Çok heyecanlanamadım bu teklife zira Esra'nın kabızlığı devam ediyordu. Mecbur da olunca gittik. Kabızlık ilerleyerek devam etti. Ve ben kaldığım bir haftadan hiçbir şey anlamadım. Müdahale işle yaptı kakasını bir hafta. Al çocuğu doktora götür değil mi, neden acı çekiyorsun/ çektiriyorsun. Akıl edemedi salak kafam. Duruyo bazen çarklar, çalışmıyo işte :(( Yanında akıl verecek birileri de olmayınca...Ahhh ah...Dün gittik de iki ilaçla yapıyor şimdi rahatla kuzum.

Neyse bu stres altında geçtiğimiz perşembe kardeşimin mezuniyetine katıldık. İşte bir kaç kare.

Uzaktan yakınlaştırarak çektiğim üçün çok net değil.

Hemşir'anım :))

Teyzesinin kepini giyen Esra :))

Kitaplaaarrr

İkinci kitap arkadaşım Dr. Vildan kitap çekilişi yapıyormuş. Hem de okumak için delirdiğim kitaplardan birini veriyor. Kaçırmak olmaz di mi...


E buyrun o zaman

1 Haziran 2012 Cuma

Sonunda...

Tarihe Not: 1 HAZİRAN 2012 İTİBARİYLE ÇİŞİMİZ TUVALETTE KAKAMIZ TUVALETTE

Zafer kazanmış bir ordunun sultanı gibiyim. Aylardır gerilmelerim, soru işaretlerim hepsi bitti çok şükür.

Kakasını tuttuğu için kabız olmuştu ve kaka yapmakta çok zorlandı bugün. öğlen yemeğini de yemeyince kayısı suyu içirebildim bir bardak. Zaytinyağı takviyesiyle, kirazla 21,30 itibariyle o da bitti ve artık büyük küçük ikisini de söylüyor benim kızım.

Gece için az daha zaman var gibi. Bağlamıyorum geceleri ve çişe de kaldırmıyorum. Altına yaparsa da ağlıyor zaten kalkıp temizliyorum ve uykuya devam ediyor...

Allahım şükürler olsun. Büyük bir ferahlama oldu sanki bende.

Tuvalete Başlarken Neler Yaptık/ Günlük 3

Aslında bu yazı günlüklerden önce yazılmalıydı ama şimdi akıl edebildim :)) Daha doğrusu günlüklere gelen yorumlar aklıma soktu. Uyguladığım şeyler belki birilerine kolaylık olur fikrindeyim.

Önce ek gıdaya geçişte bu kadar endişelendiğimi anımsıyorum. Tuvalet eğitimi beni çok endişelendirdi, gerdi, korkuttu. Eğitime başlayan, araştıran her anne gibi ben de çok yazı okudum, tecrübeyi yaşayanlarla konuştum, kendimce sorular sordum. Tüm bunlar gerginliğimi bir yönden alırken bir yönden daha da gerdi. Bu yüzden ben bekledikçe bekledim. Esra'nın değil kendimin hazır olmasını bekledim. İyi de etmişim. Eğer bu yazıyı okuyorsanız ve tuvalet eğitimi için aynı endişeleri ve gerginlikleri yaşıyorsanız önce kendinizin hazır olmasını bekleyin. O zaten iki yaşından sonra hazır olacaktır...

Daha sonra bir alış veriş bir fiş sezonu başladı :) Önce bir sürü minik külotla işe başladık. 15 tane attık kenara.Desenlerini farklı farklı aldım ki severek, ilgilenerek giysin diye. Tahmin ettiğim gibi de oldu. Kız anneleri giyim konusunda şanslı. Seçenek ve çocuğun ilgisini çekecek tür tür, desen desen tonlarca şey var. :) Alıştırma külotları ilk gün işe yarar gibi oldu ama sonraki günlerde işimi zorlaştırdı. Anne çiş derken bile biraz kaçırdı altına ve ben bunu görür görmez koşturdum lazımlığa. Ama alıştırma külodunda bunu fark etmek zor oldu ve tamamını altına yaptı. O yüzden artık kullanmıyorum onları. Atletlere de ihtiyaç varmış meğer. ben hiç düşünmemiştim. Çıtçıtlı badilerle idare ederim demiştim ama öyle değilmiş. Altına yaptığında kuyruğu da ıslanıyor ve komple soymak zorunda kaldım. Bu da çok yordu beni. Evden çıktığımda ilk iş atlet almak olacak. Mesela yarın.

Sonra Canpedin hasta yatak bezinden alıp enlemesine yatağına serdim. İyi ki de öyle yapmışım. Çok kolaylık oldu benim için. sadece çarşaf kirlendi, yatağa sızıntı olmadı.

Önce lazımlıkla başladık, tamamen alıştıktan sonra aparata geçmeyi düşünüyorum çünkü ilk deneyimlerde yükseklik ve ayakların yere değmemesi korkutabiliyor. Bu da işimizi biraz zorlaştırıyor. Biz şu anda lazımlık kullanıyoruz. Aparata canı isterse oturuyoz. Teklif kendisinden geliyor. ama henüz aparatla yapmış değil.

Hediye, ödül, armağan, süpriz, pekiştireç adına ne derseniz deyin ( hatta rüşvet diyeni de duydum ama itici geldi :)) lazımlığa yaptıktan sonra mutlaka verin. Sevdiği çikolatalar, kitaplar alkışlar, öpücükler, sarılmalar, bay bay çişler, kakalar, sifonu ona çektirmeler, kahkahalar, atomu parçalamışçasına sevinmeler.......

Gece ve gündüz birlikte başlayın mümkünse. Sonrasında aynı sorunun, sıkıntının gece versiyonunu yaşamayın derim.

Lazımlıkta otururken ona türlü oyunlar uydurdum. Daha önce sevdikelri ya da hiç bilmediği yeni oyunlar, sulu boyalar, kalemler, kağıtlar,, etiketler, müzikli kitaplar, yazı tahtaları, top oynama.. bizim kullandıklarımızdan aklıma gelenler.

Bir de asla unutulmaması gereken tek şey, HER ÇOCUK KENDİNE ÖZELDİR, HER ŞEYİNDE OLDUĞU GİBİ TUVALET EĞİTİMİNDE DE KENDİ HİKAYESİNİ KENDİSİ YAZAR. ANNEYE DÜŞEN İYİ BİR GÖZLEMCİ VE YOL GÖSTERİCİ OLMAKTIR.

1 Haziran 2012

Gece altına bir kez yaptı ama o da artık tutamayacak duruma gelmesindendi. Gündüz saat 10 a kadar yine yapmadı. 10 gibi yine biriktirdiklerini hafif ağlayarak bıraktı. Sonra temizlenip hediyesini yedi. ( Kinder Süt Dilimi)

11 e doğru ön tarafını tuttu ama tuvalete götürmemi istemedi. Taytındaki sızıntıyı farkedince hemen götürdüm ve ilk normal, birikmemiş çişimizi daha az ağlamaklı ifadeyle bitirdik ve ödülümüz olan markete gitmeyi kazandık. yolda bir kaza yaşamadık çok şükür.

Bugün de hala kakasını yapmadı. Dört buçuk gün oldu. biraz zeytin yağı içirdim zorlanmasın diye. Kayısıyı yese kolayca yapacak ama hiçbir şeklini yemiyor..

31 Mayıs 2012 Perşembe

Tuvalet Günlüğü 2

^31 Mayıs 2012

Gece boyu yatağı ıslatmadan uyudu çok şükür. Saate bakamadım ama sabah ezanı okunuyordu ağladığında. Önceki gün 16,30 dan bu yana tuttuğu çişini lazımlığa yaptı :))) Çok mutlu oldum ilk defa yaptı çünkü. Ayrıca bu kadar saat tutmasından sonra rahatlaması da sevindirdi beni. Sabah ezanından bu yana hala yok çiş. Tutuyor biliyorum. Sık sık çişim geldi demesine rağmen yapmıyor. Bakalım nereye kadar gidecek.

Çişini yaptığında gece uyusunu bölemmek için ödüllendiremedim. belki uygun bir saat olsaydı ödülün aşkına bugün de yapabilirdi.

Tuvalette geçirdiğimiz zamanlar da çok eğlenceli ve keyifli olmaya başladı. Bugün kupkuruyuz vesselam.

Evet neredeyse on iki saat aradan sonra ikinci defa çişini lazımlığa yaptı. Adaptörü istedi önce sonra ne estiyse korktu ondan. tekrar lazımlığa döndük. Sanki sızlıyomuş gibi ağlamaklı vıyaklamalı alkış kıyamet eşliğinde zafere ulaştı :))) Şu anda ödülü olan dondurma yoğurdunu yiyor :)))

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Tuvalet Günlüğü 1

29 Mayıs 2012

Bu sabah kalkar kalkmaz bezi çıkarıp lazımlığa oturttum Esra'yı. Ve gün boyunca da ara ara oturttum. Henüz lazımlığa denk getiremese de epey çiş yapıp don kirletti. Her şeyin farkında, her şeyi konuşabiliyor ama sanırım beni denemek, sabrımı sınamak için altına yaptı sürekli. Yarının da böyle geçeceğini tahmin ediyorum. Bugün gergindim biraz. Esra'nın sürekli altını batırmasından değil. Batıkları çıkardıktan sonra Esra'nın giyinme faslından. İkindiden sonra kollarım kalkmıyordu iyice. Giyinmek istemiyor hiç ve nasıl bir kuvvetse öyle bir karşı koyuyor ki...

Bu defa kararlıyım Esra kuş. İnşallah beze veda edeceksin :)))


30 Mayıs 2012

Geceyi üç defa işeyerek geçirdi. Tuvalete tutsam da yapmadı.Allahtan yatağı ve üzerini temizlerken uykusunu açmadı. Gece süt istemesine rağmen vermedim.
Gündüz yine aynı rutinde, lazımlığı siftahlamadan devam ettik. Ancak altını kirletme sayısı daha da azaldı. Uykudan sonra babaannesi ve kuzeni gelince de bi defa altına yaptı. Saat 16,30 civarından sonra  ne lazımlığa ne de altına yaptı. Kaka iki gündür yok.

Bakalım bu gece nasıl geçecek?

24 Mayıs 2012 Perşembe

33 Yaş Hezeyanı

Bu aralar herkesi, her şeyi sorgular oldum. Özellikle de kendimi. Hele bir de kendimi. Didik didik, parça parça...

Sorgularken, didiklerken koyu renk gözlüklerimi takmamak isterdim ama elimde değil. Hata aramak değil. Daha farklı bir durum içimde yaşananlar.

Otuz üç yılın sorgulaması kolay kolay bitmiyor. Fırtına kolay kolay dinmiyor. Birilerini suçluyorum bazen, birileri beni suçluyor zaman zaman.

Verdiğim kararları tekrar sorgulayıp, pişmanlıkları denetliyorum. Rüyalara takılıyorum; içimden, bellemediğim belleğimin derinliklerinden kopup gelen fırtınaları onlarla açıklama çalışıyorum bazen çaresizce.

Sormayı, sorgulamayı severim aslında ama bu biraz ağır geldi, yüklüce...Otuz yaş bunalımı mı ki bu.. Adi ne olursa olsun çıkamadım işin içinden.

Tek başıma kalmak, kimseyle görüşmemek istiyorum bazen. İnzivaya çekilmek biraz. Aslında güçlü biriyim diyebilirim. Çabuk pes etmem. Sorunlardan kaçmayı sevmem. Aksine üstüne yürürüm. Bu mu yorgun düşürdü bilemiyorum?

Alış veriş yapsam geçer mi ki :))))

Not: kontrol etmeden yayınlıyorum düzeltmek istemiyorum hiçbir şeyi.

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Akıllı Kız

Esra babasının bilgisayarını açmış rastgele tuşlara basarken suç üstü yakalanmıştır.
Babası kaşlarını çatmış, hafif azar boyutunda bir iki cümle söylemiş ve yine kaşlar çatık Esra'ya bakmaya devam etmektedir. Esra bu yüz ifadesini görünce kikirdemeye başlar.Babasıyla geçen diyalog şöyledir:

Esra: Kookma tatlım.
Baba: Neden karıştırdın, kızdım sana.
Esra kikirdeyerek sarılır, baba hala yumuşamamıştır. Öper. baba  bu öpücüğe dayanamaz ve o da sarılır.
Barış çubuğunu alan hanım bomba cümleyi kurar

Esra: Akıllı kız çeniiii  !!!

18 Mayıs 2012 Cuma

Yağmurlu Bir İkindi Üstü

İki gündür saatler geçmiyor sanki. Beklediğim biri ya da bir durum olduğundan değil,sıkıntıdan. Hani günlerden cuma olduğunu düşünüp sevinirsiniz ya, aslında perşembedir.Nasıl bir düş kırıklığı, azim kaybıdır bu duygu. Öyle bir şeydi işte iki gündür saatlerin geçmemesi...

Hava da ikindi üzeri iyice bozunca, hatta şimşekleri görüp gök gürültülerini de duyunca, evden de çıkamadık. İyi ki de çıkmamışız nasıl bir yağmurdur yağan. Allah dışarıdakilerin, trafiktekilerin yardımcısı olsun dedirtecek cinsten.

Peki biz ne yaptık: Tülleri bir güzel açtım kızımı aldım kucağıma. Şimşek çakması ve gök gürültüsü eşliğinde minik bir Fen ve Tabiat dersinin ardından bu doğa olayının keyfini çıkardık.

Esra: Anne bu ne?
Ben: Şimşek kızım.
Esra: Şimşek ne anne?
Ben (nasıl anlatsam düşünceleriyle): Gök yüzünde yanıp sönen ışıklar kızım.
Esra: Iııııı... Hiiii bu ses ne anne?
Ben gök gürültüsü kızım.
Esra: hmm tamam annadım.
Esra: ( numara yapması gülmemek için kendini tutmasından belli) Anne ben kooktum.
Ben: Korkulacak bi şey yok kızım.Gök gürültüsü bu çok güzel bi şey. Ben çok severim.
Esra: ben çeeeemedim ( sevmedim) anne. ( koynıma sokulur, bıyık altından sırıtmaya devam ederek sarılır, kendini koynuma saklar.
Ben onu derin derin koklayarak manzaranın keyfini çıkarırım.

Ne yalan söyleyeyim bu ahval ve şerait içinde ne trafiktekiler ne de dışarıdakiler aklıma bile gelmedi...

Herkese geçmiş olsun küçük çaplı bir sel geçirdi de İstanbul.Alt yapıyı yapmayanlar utansın diyeceğim ama çok yoğunlardır utanmak için ...

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Esra'dan Haller

Zaman ne kadar da hızlı geçiyor.Geçerken bir çok güzelliği getirirken çoğunu da götürmekte.Bir fesleğen bile yetiştirmeyi beceremeyen ben bir evladın evde günden güne büyümesine, yetişmesine şahit oluyorum.

Minik can Esra 27 aylık. Her geçen gün daha da dillenip şenlendirmekte evimizi...Özellikle akran bulışmalarında daha bir dillenip şakımakta...



Esra artık bir şey isterken "lütfen" demeyi öğrendi :)) Çarşı pazar gezmelerimizin keyfini kaçıran onu isterim, bunu isterim yaygaralarında lütfenler unutuluyor ama ne yazık ki... her gördüğünü isteme aşamasında bu aralar. Sahiplenme duyusu mu gelişmektedir nedir. Çünkü "yatak benim", " ayı benim" gibi çıkışları var durup dururken. Bu dönemi de atlatacağız inşallah ...

"Seni seviyorum" diyor artık hem de durup dururken gelip sarılarak, gözünün içine bakarak. Bu lafı parka gidiş esnasında daha sık duysam da yalakalık olarak adlandırmıyorum :))

Esra'yı evire çevire sevmek, mıncıklamak, yoğurmak ne yazık ki imkansız.Hiç sevdirmiyor kendini. Biraz zorladın mı şiddete baş vuruyor ve yolmalara girişiyor. Hatta bunu yaparken " yardım edini kurtarın beni" diye de feryat etmeyi unutmuyor.

Artık güzel sıfatlarla hitap ediyor bize.. " Ben bunu istiyorum tatlım lüflen"  "Baba kule yap tatlım "

Bunların yanında giyinmeyi hiç istemiyor. Zorla bağrış çağrış giydiriyoruz. Hele çoraplar asla durmuyor ayağında.

Ağzında 17. diş patladı ve onun sıkıntılarını yaşamaktayız. Allaha şükür oldukça hafif sancılar, sıkıntılar yaşadık. Umarım düğer dişler de böyle gelir..

Kuşum benim seni çok seviyorum..


10 Mayıs 2012 Perşembe

ÖDÜL/ MİM


Bu simgeyi bir çok blogda görüyordum bana ne zaman gelecek acaba diye de meraklandım epey bi süre. Tam da ( kedi ulaşamadığı ciğeere mındar dermiş hesabı :)) amaan gelmezse gelmesin zaten almayanın hatırı kaldı diye düşünmeye başlamıştım ki sevgili arkadaşım Dr Vildan beni layık görmüş, kendisine teşekkür ediyorum efendim :))

Öncelikle ödülü verren arkadaşa teşekkür etmemiz gerekiyormuş. Ettim ama bir kez daha edeyim Teşekkürler doktorcum :)

Resim bloğa eklenmeliymiş. Ekledim efendim onu da :)

Ve bu ödülü 12 kişiye veriyormuşuz. 7 olsa da olur di mi olur olur :))) Haber de verdim efendim.

Nilüfer- kültür mantarı 
Sevdadan karakalem yazılar
İpeğin minik elleri
Kırmızı evin cadısı
Hayat melodisi
Annelik okulum
Ela, Toprak ve Biz

Kendimize ait 7 gerçeği açıklıyormuşuz:

1. Çok kolay sinirlenirim ama çabuk da sakinleşebilirim.
2. Sinirlenince küfrederim sonra da kendime kızarım ve kendimden utanırım.
3. Üst baş alış verişinden fobi derecesine gelecek kadar nefret ederim. Derin bir ihtiyaç yoksa ayakkabı dışında alışveriş yapmam. Bu konuda birinin bana el vermesi gerekiyor. çok sıkıldım bu huyumdan ama değiştiremiyorum. Gardrobum içler acısı.
4. Dağınık ama temiz biriyim. Dağınıklığım kafamın dağınık olmasından kaynaklanır.
5. Mesleğime dönmek istiyorum.
6. Sabah kalktığınzda fön çekmiş bir yastık icat edilmesini bekliyorum.
7. Denize bakınca çok rahatlarım.

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Öğretmenlik mi O da NE?

Öğretmenlik itibarsızdır artık. Geçmişler olsun.

Çünkü canınızdan değerli yavrularınızı yetiştirsin diye emanet ederiz ona. İNSAN YETİŞTİRSİN diye. Cehaleti kaldırsın eşekliği baki kılmasın diye. İtibara ne gerek var ki.

Ben hatırlıyorum babam öğretmenimin önünde düğme ilikler kendisinden yaşça genç olduğu halde yüzü kızarırdı saygıdan. İp nerde koptu, gelenin gideni arattığı bakanları hangi nesil öğretmenler yetiştirdi ki bu kadar değersiz kılındık?

Canımız, kanımız evlatlarımızı İNSAN yapacak olanlara ne zaman hayvan gibi davranmaya başladık.

Berbat biri müfredat ve eğitim sisteminin açığını bireysel becerileri ile kapatmaya çalışan, sınav sisteminin körelttiği yaratıcılıkları kendi hür iradeleriyle ( yönetmeliklerin verdiği izin ölçüsünde) geliştirmeye çalışan öğretmen ne yazık ki uzun ve özenli uğraşların sonucu itibarını yitirmiştir.

Peki kendi öğrencilerini bile gözünü kırpmadan rant amacıyla zehirleyen bakan masum mudur?

Öğrenciye verilen ödevi özene bene kendisi yapan, bunu farkeden öğretmenin notu düşük vermesi sonucu çemkiren veli masum mudur?

Not istemek gailesiyle öğretmenler odasının kapısını aşındıran, evinden ve telefonundan sürekli taciz eden veli masum mudur?

Peki tüm bu sistemsizlik içinde VELİYE rağmen karanlıkta el yordamıyla evlatlara yol açmaya çalışan öğretmen suçlu mudur?

Peki ya öğretmenin canına kasteden veliler sanırım kanunlarımıza göre en masumları da onlar.

Önce doktorlar, şimdi öğretmenler yarın sıra kimde?

3 Mayıs 2012 Perşembe

SILA

İnsanın yaşadığı yerde eski arkadaşlarının olması nasıl bir şey? okuduğu okulların  önünden geçmek, yürürken tanıdık birilerini görmek ve onlara gülümsemek nasıl bir şey olabilir?Aşina insanlar, sokaklar, evler, çay bahçeleri, oyun alanları,pastaneler, postaneler, ağaçlar, sokak hayvanları....Her sabah güne uyandığında en az beş yıllık bir tanışıklığın olan bir kediyle göz göze gelmek ve artık o kedinin senden ürkmemesi nasıl bir şey?

Kendimi bildim bileli bir yerden bir yere gidiyoruz baba mesleğinden dolayı. Otuz yaşıma kadar bu hiç acı vermedi bana. hatta bir süre sonra ben darlandım aynı ortamda uzun süre bulunmaktan. Ruhum göz etmek istedi. Oysa şimdi 33 yaşımdayım ve artık aşinalık arıyorum derin derin. Zaman zaman pişmanlıklar duyuyorum neden bırakıp her şeyi de geldim buraya diye.

Velhasıl gri duvar gibi soğuk insan yüzleri görmekten yorgun ruhumu sıla özlemi aldı..

İyi de SILAM NERESİ BENİM?

27 Nisan 2012 Cuma

Kitaplaştık :))

Sevgili Maya'nın ev sahipliğini yaptığı Kitaplaşalım etkinliği sonucu yeni bir kitap arkadaşım oldu: Sevgili Vildan.

Kendisiyle hemen irtibata geçtik. Sağolsun o benden de tez canlıymış. İnce düşüncelerle, emekle ve heyecanla hazırladığı hediyeler beni çok mutlu etti. Kendisine koskocaman teşekkürlerimi ve sevgilerimi yolluyorum bir kez daha. Ben ise  dün göndermek için hazırladığım paketimi küçük aksilikler yüzünden bugün gönderebileceğim.

Güzel arkadaşım, yüreğindeki güzellikleri yansıttığın hediyelerle beni mutlu ettin. Dilerim ki o güzel mesleği icra ederken insanlıktan nasibini almamış eller sizlerden ve tüm doktorlarımızdan uzak dursun. Hayatınızın büyük bir çoğunu kan ve hasta görerek geçiren sizler istediğiniz koşullarda çalışmaya da en kısa sürede başlarsınız.

Bakın bakalım bize neler neler gelmiş.



Kitabın ve kalemlerim.

Güzel bir not defteri

kitap okurken içine sıcacık çayımı, kahvemi koyacağım Amasya hatırası kupa.

Çok güzel bir kabartma biblo ile nefis mumluklar yine Amasya hatırası

Ve nefis şekerler, rengarenk... Benden çok minik canavara yaradı bir kısmı :)

26 Nisan 2012 Perşembe

Sultanı Öldürmek, Ahmet Ümit


Ahmet ümit kitapları içinde en keyif alarak, kendimi kaptırarak ve çarçabuk okuduğum kitaplardan biri. Olumsuz bir eleştiri yapamayacağım o kadar çok beğendim ki.

Tarih sevenler için ideal bir kitap. Öncelikle İstanbul'un fethini yakından öğreniyorsunuz.Aslında Ahmet Ümit polisiye ve tarihi benim bildiğim dörtten fazla kitabında kullanmış. Patasana, İstanbul Hatırası, Kavim, Ninattanın Bileziği,  Bab-ı Esrar ve Sultanı Öldürmek.

Bazı kitaplarında ( şu anda isimlerini hatırlayamayacağım) kullandığı Başkomser Nevzat ve ekibi yine iş başında. Ama bu kez anlatıcı olarak değil de kahramanları rolündeler.

Bu kitapta başkahraman Müştak Serhazin. Bir tarih profesörü.

------Kitabı okumak isteyenler okumayı burada bırakabilirler. Çünkü ayrıntılı yorumlara değineceğim, kitabın hevesi kaybolmasın. -----

22 Nisan 2012 Pazar

Memleketten :))

Dün eşimle Esra'yı da alıp yürüyüş yapmaya karar verdik...Yolumuz kısa sayılmazdı ama eşimin göbek, benim de basen ve göbek genişleme yapınca belki iyi gelir diye düşündük ve düştük yola. Aslında amacımız balık ızgara yiyip öyle yola koyulmaktı. Her zaman gittiğimiz balıkçı kapalı olunca biz de Allah kerim diyerek düştük yola...

Amaan keşke düşmeseydik. Biraz yağ yakmak  için çıktığımız yol bol kaloriye çıktı zira :) Yol üzerinde Edirne tava ciğercisi vardı. Benim pisboğazım biraz da memleket yemeği diyerek girdik içeri. Ay ne şahane bir yer olmuş orası öyle. masalarda örtü de olsa değme lokantalara taş çıkarır hale gelmiş. Halbuki  kahveden bozma bir yerdi. Kadın eli değmiş belli.Mutfakta ve serviste de kadın...Oh mis gibi...Masalarda servis tabaklarının içinde peçete halkalarıyla tutturulmuş kumaş peçeteler bile vardı. Edirne'deki tava ciğer salonlarına gittiyseniz bilirsiniz, özensiz masalar ve tabakların kondurulduğu plastik mekanlardır genelde.

( Aydın Tava Ciğer Salonunu tenzih ederim. Eğer Edirne'ye yolunuz düşerse ve tava ciğer yemek istiyorsanız, sakın kimseye kanmayın ve ordan başka bir yere de gitmeyin.Kapısında metrelerce kuyruk olur..)

Lafı dolandırdım sanırsam. İşte biz bu özenle dekore edilmiş salonda bu muhteşem lezzeti tattık :)


Tarif isterseniz bir Edirneli olarak evde kendim yaptığım tarifi yazabilirim püf noktalarıyla beraber. Hiç yemeyenler içinse bir uyarı tadı Arnavut ciğeriyle çok farklı.

MALZEMELER:
Dana ciğeri ( koyun, keçi vs aynı tadı kesinlikle vermez ve kokulu olur.)
Tuz
Mısır unu
Yağ

YAPILIŞI:
Ciğerin zarlarını alırken temizletin. Zor bir iş çünkü. Aldığımız ciğeri bir güzel yıkayıp buzluğa/dondurucuya koyup bir kaç saat bekletelim. Bu kısım kesim aşaması için çok önemli. Donan ciğeri fleto çıkarır gibi keselim. Çok ince kesmeniz gerekir ki işin sırrı zaten burdadır. Ciğeri ne kadar ince keserseniz o kadar lezzetli olur. Zaman alan bir iştir. Kolaylaştırmak için oldukça keskin bir bıçak kullanmak gerekir. Ellere dikkat.  Daha sonra bu kestiğimiz parçaları bolca tuzun içinde 15-29 dk bekletelim. Bu İşlem kanın çıkması için önemli. Daha sonra ciğerleri iyice yıkadıktan sonra una bulayalım. İlk denememde normal buğday unu kullandım ama aradığımız lezzet olmadı. İkinci denememi mısır unuyla yaptım tam oldu. Tercih sizin :)) una buladığımız ciğerleri kızgın tavada bir iki dakika kızartalım. Yağın çok kızdın olması önemli. Hem fazla yağ çekmemesi açısından hem de durdukça yumuşamaması için. Kızartma işlemi için kevgir kullanın, maşa ile zor olur ve geç alınanlar yanar.Bunun yanına kurutulmuş ve kızartılmış biber, maydonozlu/sumaklı soğan karışımı, biber turşusu, domates vs ile servis yapalım. Afiyet olsun..

Bu yemeğin hatırlattıkları, çağrıştırdıkları, düşündürttükleri de başka postun konusu olsun.


19 Nisan 2012 Perşembe

YETER ARTIK

Geçen hafta ortasından beri oldukça yoğundum... Tam yoğunluk hafifledi derken sevdiklerimden üstüste kötü haberler geliyor. Günlerim duayla, onlara sabır ve şifa dilemekle geçiyor...

Çok sevdiğim arkadaşlarımdan birinin akrabası ve ailesi bir vahşetin kurbanı oldular. Duydunuz iki gündür her yerde söyleniyor. Doktor Ersin ASLAN cinayeti... Herkes perişan, ailesi bitmiş durumda oysaki eşi tam da geçtiğimiz cumartesi 2 aylık hamile olduğunu öğrenmiş. Bütün sözcükler boğazımda düğümleniyor...

Ülkemi bu hale getirenlerin hepsine lanet olsun...



14 Nisan 2012 Cumartesi

Abdülhamit'in Kurtlarla Dansı


Eşimin çok önce aldığı ama okumak için bir türlü elime geçiremediğim, merak ettiğim diğer kitaplar nedeniyle sürekli okumayı ertelediğim bir kitaptı.Tarihi severim, tarihî kitapları okurken mest olurum. Bu kitap bir roman değil, tarihsel bir araştırma kitabı. Sultan Abdülhamid'i her yönüyle anlatan bir kitap.Bilindiği gibi Abdülhamit ya suçlanan, sevilmeyen, lanet edilen bir padişah ya da insanların bağrına bastığı, çok sevdiği biri. Bunun arası yok galiba. 

Onun dönemini öğrenmek için okumaya başladığım bir kitaptı. Ancak daha ilk sayfalardan yazar safını belli etmiş. Bu durum beni rahatsız etti. Sultanın tarafını tutan yazar hemen her sayfada okurun gözüne sokarca sültanı övmüş de övmüş. Bazen bu öyle bir duruma gelmiş ki yemek yemesinin bile haklılığını dile getirecek...Bu durum benim beklentimi karşılamadı hatta beni hayal kırıklığına uğrattı.Ben isterim ki bu tarz kitaplarda ak koyun kara koyun ortaya çıksın. Anlatılan kişinin ya da durumun ya da olayın her yönünün ortaya konması.

Benim sevdiğim, istediğim bu tarz kitapların tarafsız yazılması. Bana söylenen, öğretilen tarihçinin kesinlikle tarafsız olması.Yorumun okura bırakılması. Okurun yorumuna bırakılamayacak kadar  hassas noktaların ise tarihsel sonuçları ve belgeleriyle ortaya konması.Kitabı çok zorlamama rağmen bitiremedim. Olmadı, yarım bırakmak zorunda kaldım. Dörtte üçünü okuyabildim sadece. Ama beni rahatsız eden tamamen yazarın taraf tutmasıydı. Yazımı okuyanlar lütfen yanlış anlamasın, sultanı tamamen kötüleyen, yeren bir kitap olsaydı da rahatsız olurdum ben. 

Kitapta sultanın her sünnet olan çocuğa bir çeyrek altın gönderdiğini ve bu altının çocuklar üzerindeki olumlu etkisine değinilmiş. Ne kadar güzel halkını, özellikle de çocukları bu kadar düşünen o iç ve dış borç yükü altında bile böyle ihsanlarda bulunması. İşte bunu böyle yaz bırak. Satırlarca bunun ne iyi bir şey olduğunu, sultanın çok düşünceli olduğunu anlatma, yorumunu ben yapayım...

Tüm bu şartlar altında okuduğum kısımdan öğrendiğim ise Abdülhamit'in Osmanlı'ya zaman kazandırdığı. bu kazandırılan zaman o kadar önemli ve kritik bir an ki... Okuken "Atatürk şimdi doğmamıştı, bunlar olurken Atatürk şu kadar yaşındaydı. Hadi sultan sık dişini Atatürk yetişiyor, az daha sabır." diye düşünmekten de kendimi alamadım...

13 Nisan 2012 Cuma

Blogger Anneler Hediyeleşmemiz...

Blogger anneler hediyeleşiyor etkinliğinde güzeller güzeli Duru ve annesiyle eşleşmiştik...

O kadar aksilik oldu ki iletişimimizde...Gelmeyen e postalar işimizi epey zorlaştırsa da sonucu benim adıma güzel oldu....

Yoğun ve çok koşturmacalı bir günün sonlarına doğru çaldı kapım...Ve gelen kargoyu Esra benden daha büyük bir heyecanla açtı...Çok teşekkür ediyoruz bizi çok mutlu ettin Edacım... Öpüyoruz seni ve güzel kızını...




Tokanın teki saçında uyudu o yüzden bu tek kaldı...Üzerinde çekemedim çünkü evde trafik oldukça yoğundu bugün. sonra da sızıp kaldı...


Tam da sevdiğim, kıyafetlerime uygun bir renk... Çok teşekkürler...

Edacım kargo ambalajında da adres yoktu :(((


Mim 3

Sevgili Balyanak mimlemiş beni sağolsun... Hemen yanıtlara geçiyorum :)))


1. Bloğunda ödül aldığın kişiye teşekkür et, onu link ile göster...
Bunu pek anlayamadım, sanırım ödülden kasıt, mimlenmek... Hadi o zaman bal yanaklı fıstığa bir tık.


2. Burçlara inanıyor musun? Burcun nedir?

Aslında çok itibar etmem amma eğlence olsun diye takılırım öyle..Tipik balık olduğum söylenir...

3. Hayattaki idealiniz, ulaşmak istediğiniz son nokta nedir ?

Aslında her Türk insanı gibi maddi sıkıntısı azami olan rahat, huzurlu bir emeklilik istiyorum. Kızım içinse onun sadece MUTLU olması tek idealim.. Hayattaki her sıkıntıdan rahatça kurtulan ve sonunda kendini mutlu edebilen bir birey olsun...

4. Aşka inanır mısın?Sizce aşk nedir?

Bence aşk olumlu duyguların tepe noktası. Yaşanılası bir duygu. Aşırı sevgi hali olarak tanımlanamaz bence. Bambaşka bir şey...Aslında bu konu hakkında sayfalarca yazabilirim, kendimi kaybedebilirim. Ama aşkın boyutlarının olduğuna inanırım. Ben kelimenin tam anlamıyla aşk hissetmedim... KORKTUM çünkü aşkın bana yapabileceklerinden. Ya da aşkın kendime yaptıracaklarından diyelim. Severim, çok severim ama korkarım aşktan.

5. Hayalleriniz nelerdir? Hayal kurmak nasıl bir duygudur?

Hayal kurmak, özgürlüktür. İnsanın sıçramasını, kendine gelmesini, psikolojik olarak kuvvetlenmesini sağlar bence... Olmazsa olmaz... Ha son bir iki yıldır nedense daha bir gerçekçi oldum. Hayal kuramıyorum. Kısa süreli amaçlar ediniyorum kendime... 
Ben nasıl bi şey olmuşum aman Allahım yaa...

Haa arada bi de alış veriş tutkunu biri olmayı hayal ediyorum. Hayal ettikçe tam tesi oluyo :(((


6. Sizce gerçek arkadaşın özellikleri ne olmalı?

Gerçek arkadaş dediğim DOSTtur. dost ise benim gözümden kalbimi gören olmalı...

7.Hobileriniz var mı? Varsa neler?
Hobilerim var...Çarpı işi, tığ ve şişle ilgili her şey...Gezmeyi severim ama Bu aralar gezemiyorum. İleriye yönelik harika planlarım var :))) 

8. Benim hakkımdaki düşüncelerini yazar mısın ?

Bloğu ve Merveyi yeni yeni tanıyorum... Ama ilk izlenimin önemine inanırım... İlk izlenimim sıcacık biri olduğu yönünde.. Ama o bal yanağa bakmaktan sana pek bakamıyorum şekerim kusura bakma :))))
Öpüyorum ikinizi de :))


Haydi bakalım çayımın şekeri, gitarımın teli, evimin huzuru sana gelsin bu mim..





11 Nisan 2012 Çarşamba

Bir Kez Daha Kitaplaşalım :)

Bu Kez Sevgili Maya ev sahibi...Yeni bir kitap arkadaşı daha edineceğim.Çok heyecanlıyım..



Daha önceki kitaplaşalım mı etkinliği sevgili Dilara'nın ev sahipliğinde olmuş ve ben sevgili kitap arkadaşım Gizem ile tanışmıştım :))  Tık tık




9 Nisan 2012 Pazartesi

Erkekler Bir Günlüğüne Kadın Olsun

Erkekler bir günlüğüne kadın olsun Allahım ve o gün de şiddetli ağrılı regl kanamalarına denk gelsin. Sabah kalkıp çocuğu doyursunlar doyurabilirlerse. Evi temizleyip yemek yapsınlar üç çeşit.Elleri değmişken çamaşır da yıkasınlar, lekelere leke sökücü döksünler itinayla. Banyo-klozet ikilisini eldivensiz temizlesinler...

Akşam eve gelen kadın pis kokulu çoraplarını bi köşeye fırlatıp alsın çocuğu, iki sevip erkeğe göndersin ' Git bakalım baban ne iş yapıyo?' diyerek...

Yemek sırasında kadın erkeğe 'annemdaha güzel yapardı bunu. ' desin. Sonra sofra kaldırılsın, bulaşıklar toplansın, kalan yemekler dolaba kaldırılsın. Çocuğa banyo yaptırsınlar, giydirip doyurup uyutsunlar...

Ve Allahım sen o gün akıllarına da ağda yapma fikrini sok nolur, ya da kaş alsınlar hapşırmadan.Saç fönlesinler vs vs vs.. Ve akşam eve gelen kadın 'Noldu sana sen saldın bua ralar kendini' desin...Ve tekrar ediyorum Allahım erkek bütün bunları regl ağrıları içinde yapsın...

Sonra da çıkıp birileri erkeğe tam da o gün 'Kadınlar Allahın sevdiği kuludur, erkekler onun kaburgasından yaratılmıştır.Bu yüzden kadına hizmet Allaha hizmettir' desin ve ikinci sınıf yaratılmış muamelesi yapsın...

Sonra göbeğini kaşıya kaşıya büyütmüş bir kadın çıkıp da pis bir kahkaha atarak, 'Erkeğin karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin.' desin. Hatta bu şahsiyet abartıp.'Aldatmak kadının elinin kiridir.' desin ve bıyığını bursun...

Ve tüm bunları yapan erkek topuklu ayakkabıyla çarşı pazar işlerini halletsin...
Ve uyandıklarında ertesi gün erkek olarak yeniden, bugünü unutmasınlar...

Allahım nolur erkekler bir günlüğüne kadın olsun...
Olmaz di mi:(((

4 Nisan 2012 Çarşamba

Biz Bugün 3

Bahar geldi iyice... Temizlik işi de bitti nerdeyse. Bir iki ufak tefek dokunuş kaldı o kadar...Havalar da böylesine güzelken geziyoruz anne kız...Yürüme mesafesindeki parklara gidiyoruz, geziyoruz.

Bugün ilk defa top ile çıktık... Belediye meydanında ve arkasındaki parkta topun peşinde koştu uzun süre Esra... Sonra kendime bir çay molası versem mi vermesem mi karar veremedim ama en sonunda hadi bi cesaret dedim...Çünkü Esra mümkün değil oturmaz öyle..Hadi oturdu diyelim o çayı burnunuzdan fitil fitil getirir... Tereddütümün sebebi bu.. Ama bu defa yanılttı beni. Çok güzel eğlendi. Kızım resim çizdi, annesi kitap okudu, tastamam iki sayfa okudum aralıksız... Çok sevinçliyim...Kızım büyüyor ve olgunlaşıyor...Ben de artık o ipini koparmış dana kıvamından yavaş yavaş sıyrılan kızıma bakıp iç geçiriyorum...




Artık sıkılmaya başladı.. haklı da kendi usluluk rekorunu kırdı benim kızım...


Ben bu aralar evdeki eşyalara taktım... Sıkıldım galiba onlardan... Koltuktu halıydı bunlardan bahsetmiyorum.. onları çok severek aldım ve kullanıyorum... bahsettiğim tabak çanak işte... Çeyiz olarak konulanlardan... Düğün hazırlıklarında üç il gezmemin sonucunda günlük kullanacaklarımla çok ilgilenememiş lime geçen gerekli şeyleri öylece alıvermişim.. Çoğunu da ben yokken annem almış zaten...Annemle zevklerimiz pek tutmaz. O yüzden sevmiyorum onları... Yavaş yavaş da değişiklik yapıyorum..Hoşuma da gidiyor :))


2 Nisan 2012 Pazartesi

Bir Patlama

Bugün çarşıdaki bir iki küçük işimi halletmek için Esra'yla dışarı çıktık...Apartmanın kapısından çıkar  çıkmaz ambulans ve polis sirenlerini duydum... bizim sokağımızın karşısı Kaymakamlık binası. Bir de kalabalık toplanmış. Esra yanımda olduğu için panikledim ve hızla ordan uzaklaşmak istedim. Yürürken konuşulanlara kulak misafiri oldum akü patlamış, jeneratör bilmem ne olmuş gibi yorumlar yapılıyordu ama ambulansların biri gidiyor biri geliyor...

Çok kötü bir şey olduğu belli. Bir saat kadar sonra geri döndüğümde de polisin Kaymakamlığın önündeki meydanı geçişe kapamış ve yayalar küçücük bir alanda sıkış tepiş bekleşiyorlardı hala. Neti açıp baktım ama haber yoktu. Yarım saat sonra face sayfama haber düştü.

Meğer kaymakamlığın içindeki nüfus dairesinde çöp kutusuna ses bombası konmuş. İki kişi yaralanmış. Daha da beter olabilirdi. Ses bombası olmayabilirdi. Kapalı alanda belki de yeni doğmuş bebeğine kimlik almaya gelen bir babayı, dedeyi öldürebilirdi. Hamile bir kadını, minicik bir bebeyi öldürebilirdi.Ya da ikinci bomba olup da orda toplaşan en az 100 150 kişiyi katledebilirdi....Eve hemen geri dönmediğime o an pişman oldum. Ya kızıma da bir şey olsaydı, ya bana bir şey olsaydı, ya ikimize de bir şey olsaydı da hastaneye giderken kaybetseydim kızımı... ne senaryolar yazdım kafamda.Offf Allah hepimizi terörden, teröristten, vicdansızlardan korusun. Allah evlatlarımızı devlete, millete hayırlı evlat olarak yetiştirmeyi nasip etsin bize ki şu piç kurularının soyu kurusun.
Allah ölümü bize kahpelerin elinden sunmasın inşallah.

Burası patlamanın olduğu bina... Nüfus müdürlüğü merdivenlerin altındaki kısımda... Bizim ev ise hemen karşı sokakta... Peki sokağın köşesinde bilin bakalım hangi soysuzların sözüm ona parti kuruluşu var...

1 Nisan 2012 Pazar

4+4+4..............

Haftalardır bu konu konuşuluyor. Araştırıyorum, okuyorum kafa daha çok karışıyor...Herkes yıllardan, yaşlardan bahsediyor da bu yaşta bu sınıfta şunu öğrenecek çocuklar demiyor...Ne düşüneceğimi neye göre hareket edeceğimi şaşırmış durumdayım ve alıp başımı kaçasım geliyor bu ülkeden...EĞİTim bu muz değil ki...Çocuğumu belki başarılı yapacak büyük ihtimal de yaralayacak bu sistem(!)  Beceriksizlik düzeyi gittikçe artan, algılaması ve düşüncesi kıt bakanlarla neden deneniyor ki yavrularımız... Bence okuyup üfleyip rüyaya yatıyo bu bakanlar ve gördüklerini eğitime uyguluyorlar...

Buradan  okuduklarımdan bir şeyler anlamaya çalıştım ama olmalı... Çakır keyif okusam anlar mıyım acaba...Ya da okuyup üflesem bu algısı düşük insanların rüyaasına giren benim rüyama da girip bu konuyu öğretebilir mi?  Belli ki ideolojik amaçlarla hazırlanan bir sistem ve kömür, yağ karşılığı oylarını satanların

Oku
Düşün
Uygula
Neticelendir   laştırılması için getirilen bir saçmalık... Verdiğim linkteki bir çok şeyi algılamakta zorlandım... Çakır keyif bi daha okuyacağım :)

Bu arada anlayan varsa noluur anlatsın bana da....Allah rızası için....

30 Mart 2012 Cuma

Biz Bugün 2

Dün sabah güne neşeyle başlamamı sağlayan bıcırığımın fotosuyla başlayalım...Önce açıklama yapayım da bu kadın çocuğu maskara ediyo demeyin :)))

Sabah Esra'nın yatak keyfi seslerine uyandım. Uyanınca hemen inmez yataktan bi sağa bi sola keyif yapar ayısıyla... O kalkana kadar yatağı toplayıp üstümü değiştirmekti amacım...Tam örtüyü serdim arkamı döndüm ve bu manzarayla karşılaştım...


Aslında emziği bırakmıştık...Ama babamızın iki yaş gece ağlamalarına sabrı olmadığından tıkıverdi ağzına...Tekrar başa dönmüş olduk :(( Neyse konuyu dağıtmıyayım. Ağzındaki kırmızı olan kayıptı ve Esra'yı emziksiz uyutmak epey zor oluyordu... Bir ara kapının kapandığını duydum, az sonra elinde emzikle babamız çıkageldi...Dayanamamış yeni emzik almaya gitmiş... Neyse bizim pembe kuş sabah kalkınca kayıp emziği bulmuş ( nereye attığını bir Allah bir o biliyo zaten) Tacını takmış ve bu durumda gelmiş... Allahım gülsem mi ne yapsam bilemedim. Allahtan makine elimin altındaydı da çekiverdim bu anı...İlerde çocukları olup da onlara kızdı mı bu fotoyla şantaj yapmayı planlıyorum. Kızma torunlarıma yoksa bu fotoyu poster yapar evinin duvarına asar rezil ederim seni diyeceğim :))))

Bugün doktor amcamıza gittik, kansızlığımız geçmiş mi ona baktırdık... Büyüdükçe başlarına geleceği daha iyi anlıyolar sanırım ki beş kişi zor tuttuk ki kan alınsın.Kendini kastıkça damarlar daha da kayboldu... Çok zor da olsa aldırdık kanımızı. Çok şükür ki kansızlık sorunumuz ortadan kalkmış... 

Kan yapan tüm besinleri reddettiği aksi gibi sütü de bol içtiği için ümitli değildim sonuçlardan... Neyse ki çok iyi çıktı değerler...Bu sonuç galiba keçiboynuzu tozunun eseri....Sevgili Serap bu nimetle beni tanıştırdığın için teşekkürler... 

Bu arada kalitesinde hiçbir değişiklik olmadığı halde gün geçtikçe zamlanan, soyguncu kıvamına gelmek üzere olan hastanemize de selamlar...Hastaneye yapılan ek binanın inşaatı için mi bu zamlar bilemiyorum Allah o hastanede yatan hastaların ve yakınlarının cüzdanlarına kuvvet versin...
Pek memnun kaldığımız doktorlarının hatırına isim vermiyorum...

26 Mart 2012 Pazartesi

Yaseminler Tüter mi, Hâlâ?


Alev Alatlı'dan okuduğum ilk kitap. Yazarın da ilk kitabıymış zaten.
Beğenerek okudum. Sonu çok etkiledi beni. Ama sanki bu sonu hazırlamak için bi zorlama var gibi geldi. O şoför Naciye'nin tüm hikayesini nerden öğrenmiş belli değil. buna dair bir ipucu da yok romanda... Ama yine de çok etkilendim. Kitabın adı ve içeriği pek uyumsuz gibi geliyor başta. Sonlara doğru kondurulmuş bir yasemin kokusu imgesi var. 
Naciye neden bu kadar kabullenici? Neden bu kadar ensesine vur ağzındakini al? Neden insan başına gelenlere karşı koymaz kendini anlatmaya çalışmaz... Bu karakteri sevmekle birlikte bu yüzden çok kızdım... Karakterin gerçekçiliği zedelenmiş sanki bu yüzden. Okuyunca bana hak vereceksiniz. Öyle şeyleri kabullenip öylece susuyor ki. ' Ayy yeter ama Naciye!' diye bağırasınız geliyor.
Onun dışında Kıbrıs Meselesi için detaylı bilgiler iyice yedirilmiş romana.Yazar her iki toplumun gözünden bakmaya çalışmış. Bu açıdan başarılı olmuş bence..
Alev Alatlı'dan daha iyi bir roman beklerdim açıkçası ama yine de okunmaya ve eleştirilmeye değer bir roman

Teşekkür...



Aslında ben bilgisayar kullanımında iyiyim... Yani öyle sanırdım taa ki bu bloğu açana kadar...Aslında karıştıra karıştıra ,yapa boza çok şey öğrenirim ama pek de hevesli olduğum header yapımını bir türlü beceremedim. Yapımı araştıtıken Ceren Hanımın bloğuyla karşılaştım ve bana bu güzel headrı hediye etti kendisi...

Kendisine burdan da bir kez daha teşekkür ediyorum....Çok mutlu oldum...

25 Mart 2012 Pazar

Hadi bakalım

Yağmurun Dünyası  güzel bir çekiliş yapıyor..
Benim çok ilgimi çekti, şansımı denemek istedim...




24 Mart 2012 Cumartesi

Kitap Okuma Ritüellerim

Bu ay mimler üst üste geliyor ve ben çok mutlu oluyorum. Uzun zamandır yazmak istediğim bir konu üzerinde sevgili Özlemcim beni mimlemiş...
  • Kitapları çok seviyorum öğrenciyken minibüse binmez yürürdüm. Minibüse vereceğim paraları biriktirir kitap alırdım.Hey gidi günler :))
  • Aldığım her kitabın ilk sayfasına adımı soyadımı, aldığım tarihi ve yeri yazarım...
  • Genelde ikinci el kitapları tercih ederim. İçine sinmiş sahaf kokusu ya da içinde unutulmuş kağıtlar, notlar, alınmış dipnotlar çok hoşuma gidiyor. 
  • Kitap alırken genelde rafları gezmeyi tercih ediyorum ama artık Esra'yla pek mümkün olmuyor.Zaman zaman görevliden istemek zorunda kalıyorum.
  • Hemen her gece okurum... Kafam çok yorgunsa ya da düşünceliysem daha kolay "çerez" adını verdiğim kitapları okurum.
  • Kitap okurken uyuyakalmayı sevmem. okuduğum yeri tekrar okumak zorunda olmak heveesimi kırıyor.
  • Kitaplara not almayı sevmem, çok çok beğendiğim sözlerin altını çizerim.
  • Hayalimde kitap günlüğü tutma düşüncesi vardı. Bloğu açtığımdan beri oldu çok şükür...
  • Kitap ayraçları benim için özeldir. Çok severim ve koleksiyon olma yolunda ilerleyecek bir birikimim var. Bunların çoğu benim ürettiklerim.
  • Kütüphaneden ya da birinden aldığım ödünç kitabı iade ederken okuduklarımı da iade ediyormuşum gibi geliyor ve o yüzden ödünç kitap almamayı tercih ediyorum...
  • Zaman zaman öğrenciyken aldığım ve artık kullanımdan düşmüş kitapları öğrencilerin işine yarar umuduyla yenilerle takas ediyorum. ( Türk Dili ve Edebiyatı mezunu olduğum için bazı alan kitapları öğrenciler için gerekli olabiliyor.)
  • Kitapları sadece kardeşlerime ödünç veririm. Onun dışında hediye etmeyi tercih ediyorum.
  • Okuduğum kitapların yenisini alıp hediye etmeyi severim. Hediye ettiğimi eğer okumamışsam kendime de alır mutlaka okurum.
  • Yolculuk sırasında okumayı sevsem de okuyamam. Okumaya başlayınca mide bulantısı başlar..
  • Çantamda kitap mutlaka olur. 
  • Evimde bir okuma köşesi oluşturma hayalim var, ama bunun için daha geniş bir ortama ihtiyacım var :((
Hadi bakalım benden bu kadar...Bu mim benden bütün kitap aşıklarına gitsin...Cevaplamayanın kitabı kaybolsun :))))

Sisli, Puslu Hayatımın Şeker Pembesi


Uzun ve soğuk bir kışın ardından üstümüzdeki ölü toprağını atmanın vaktidir. Vurduk kendimizi yollara...
Canım kızım.Ne güzel de koşturdun bugün.Arada arkana bakıyordun... 

Ne kadar da çabuk büyüyorsun.Azıcık başımı kaldırıp başka yöne baksam bıraktığım gibi bulamıyorum seni...

Yarın daha da büyüyecek ve tüm yollarda yalnız başına, dualarımızla yürüyeceksin...Allah yolunu ışıtsın ve bu bahar dalları gibi donatsın canım kızım...Gözlerindeki gülüş baharımız bizim...

20 Mart 2012 Salı

MİMler Geldi Hoş Geldi :)))

Bir haftada ikinci mim... Yaşasınnn... Ay bi güzel hissettim kendimi :))
Sevgili Çiçekçim mimlemiş beni sağolsun...

Ben de hemen cevaplıyorum arkadaşımı :))


1. Kendini seviyor musun? 

  Elbette seviyorum. Zaman zaman da sevmeye çalışıyorum.. Yoksa nasıl çekilir bu hayat karmaşası...

2.Yapmaktan hoşlandığın şeyler nelerdir?  

Kitap okumak, sinemada film izlemek, yeni yerler görmek, gezmek, çarpı işi her şey...

3. Hedeflerin nelerdir?  

Hedeften ziyade hayallerim var.. Daha uzun vadeli şeyler... Bunlar öncelikle kızımla ilgili... Her anne gibi iyi yetişmesini sağlayabilmek ilk hayalim.Öğrendiğim kadarıyla çok insanı hayaliymiş cafe açmak.Ama benimki bir kitap cafe :))

4. Kendini bir cümleyle anlatabilir misin?  
Zor bir soruymuş hiç düşünmedim daha önce...Hmmm Realizm ve romantizm arasında gidip gelen bir şaşkın.

5. Nefret ettiğin şeyler nelerdir?  
Cehalet, cehalet içinde mutlu mesut yaşayanlar, hayvanlara ve dolayısıyla da insanlara nefretle bakanlar, kırmızı ışıkta geçen ayılar....

6. Favori şarkıların, filmlerin, kitapların nelerdir? 

Aslında kulağıma hoş gelen her şarkıyı severim ama bu aralar en çok bunlar: ( Video yüklemeyi henüz beceremiyorum)






Daha da uzar liste ama ilk aklıma gelenler bunlar oldu...

Filmler....İsimlerini yazayım sadece
Selvi Boylum,Al yazmalım,
Çikolata
Bazı bölümleeri mantıksız gelse de Göl Evi
Mesajınız Var


Kitapları hiç saymıyım o kadar çok var ki...

7. İlham aldığın kişiler kimlerdir? 

Mesleğinin zirvesinde olan başta Ayşegül Şen hocam olmak üzere tüm ustalarım, Varlığını ve kimliğini kanıtlamış tüm kadınlar ve yücce öncerimiz Mustafa Kemal...Özellikle çoğu zaman Atamız olsa nasıl yapardı diye düşünürüm..



Eğer yanıtlamak isterlerse sevgili

ve cevaplamak isteyen herkes...

Sevgiler...


19 Mart 2012 Pazartesi

Bir Oyun Grubu Etkinliği :))

Hamileliğimin ilk aylarında tanıştım arkadaşlarımla... Hepimiz 2010 şubat annesi olmak için yola çıkmıştık..Kimimiz ocak annesi oldu ama hiç kopmadık... Şimdi her güne istinasız arkadaşlarımla başlıyorum..Onlara selam verip günlük işlerime dalıyorum...

Bebekler doğdu, büyümeye başladılar, ayaklandılar derken bizim arkadaş grubumuz kendiliğinden oyun grubuna döndü...İşte o buluşmalardan biri daha. Kaçıncı olduğu konusunda bir fikrim yok.. Bu sefer ev sahibimiz Aslıcığım oldu. Hem bizi, hem kuzuları çok güzel ağırladı...

Şunu gözlemledim...Diğer buluşmalara rağmen çok daha sakin ve dinlendirici geçti...

Oyuncaklar artık bir müddet oyalamaya başlamış kuzuları...

Daha oyun kurma ya da birlikte oynama yetileri yok.. Erken daha...

İtme, vurma, ısırma gibi davranışların kalktığını görmek beni sevindirdi.. (Mazlum olarak değil de bu işleri yapan cadı olarak)

Ve ben bu oyun grubu buluşmalarının en sakin, en rahat olanını yaşadım. Çünkü az önce bahsettiğim vurdulu kırdılı işlere girişen cadı yüzünden oturamazdım bile...

Şimdi gelsin fotolar...

Yaşasın yeni oyuncaklar...

Kuzu kuzular...

Lütfen bunu ağzına alır mısın, bak çok lezzetli :))


o telefonu bıraksa da ben alsam. 
Menümüz...

Ev sahibimizin yükünü azaltmak adına herkes birer çeşit yapıp getiriyor. ev sahibimize de bir çeşit yapmak ve bebişler için çorba yapmak kalıyor...

Masadakiler: Tiramisu, kısır, havuçlu-cevizli kek, peynirli börek, havuç salatası, açma (çıkmamış fotoda)  ekler, hazır kurabiye, tuzlu kurabiye, irmik tatlısı 

Mimlendim Yaşasıııınnn :)))

Hep merak ettim şu mim olayını...
İlk kim ve hangi konuyla mimleyecek dedim ve oldu işte ben de "Bizim ev" tarafından  mimlendim en sonunda...Pek mutlu oldum...

Mimin konusu takıntılar...Çok takıntılı biri değilim...Bakalım neler çıkacak ortaya...


1)
 Nevresim takımlarım ütülü olmalı...Ütüsüz olunca kesinlikle uyumakta zorlanıyorum ve uzun süre kırışıkları seyredip kafamda anlamlı şekiller kurmaya çalışıyorum :))

2) Her aldığım kitabın ilk sayfasına mutlaka adımı, aldığım tarihi ve yeri yazarım...Adımı yazmazsam kitap bana ait değilmiş gibi hissederim...



3)
Özellikle Esra'nın doğumundan sonra ortaya çıkan bir takıntı... Takıntıdan ziyade korku: DEPREM. Hemen her gece deprem olursa Esra'nın odasına nasıl ulaşırım planları yapıyorum...Gerisini aklıma bile getirmek istemiyorum. Sanırım hemen her annede buna benzer bir takıntı vardır.


Benden bu kadar..
Sevgili Kültür Mantarı
Sevgili Çaçaron  sizleri sobeledim efenim..
Sevgiler

17 Mart 2012 Cumartesi

Okuma Üzerine Birkaç Lakırdı

Saat 00: 37

Herkes uyudu...Ben ayaktayım...Uzun zamandır ilk defa bu saatte uyanık ve bilgisayar başında oluyorum.Genelde ya uyumuş ya da son satırlarımı okur olurum bu saatlerde...

Babamı hatırlıyorum okuyacak bir şey bulamazsa ansiklopedi okurdu.Gazetelerin ilgili köşe yazılarını ya da heberleri arşivlerdi. Dedemden kalma İkinci Dünya Savaşı'ndan haber veren gazetelere 80 darbesi haberlerini ekleyip iyi bir arşiv yapmıştı....

Evimize kitap girmezdi bizim. neden ona ayıracak bütçenin yokluğu mudur, alışkanlık olmaması mıdır bilmem. benim kafamda hep okuyan bir baba figürü vardır. Ödünç kitap alırdı, kimden aldığını bilmedim hiç ama o kitap kalırdı evde, sahibine gitmezdi hiç :)) O kitapsızlıkta nasıl oldu da üç evladına birden okuma zevki aşıladı babam bilemiyorum. Aslında sormalı bunu... O yoklukta yaptığını ben bu bollukta yapabilirim umarım.

Aslında bir kupa kahve eşliğinde ayaklarımı uzatarak kitap okumayalı çok oldu...Genelde Esra uyurken okuyorum.Yemek de varsa kahve yapmak için bile zaman harcamayıp uyanana kadar ne okursam kar deyip alıyorum elime kitabmı. Hata yapıyorum.Uyanıkken okusam ya. O da beni görse aklına kitap okuyan anne figürü yerleşse ve bu figür ona bir ömür kılavuzluk etse...

Evet...Şimdi, şu anda karar aldım. O uyanıkken kitap okuyacağım.. Model olmalı değil mi...Babamızdan hayır yok bari beni görsün... Babamızın da hakkını yemeyelim iyi medya okurudur eşim. Gazeteleri çok iyi irdeler ve inceler. Gündemden sürekli haberdardır...

Kitaplarla arası çok iyi Esramın. Umarım da bozulmaz araları... Bu huyunu seviyorum. Şu ana kadar tek bir kitaba zarar vermiş değildir. Kendi kitapları dışında...Beraber kitap okumaktan büyük zevk alır...Ben şu ana kadar sadece bir kaç kez elimde kitapla gitmişimdir ona. Diğer zamanlar hep kendisi gelmiştir okumak istediği kitapla... Çünkü okuma isteği içten gelir başkasının yap demesiyle olmaz diye düşünüyorum... Okumak dediğim de resimlerini anlatmak. Sabrımız yok yazılanların bitmesini beklemeye :))

Herkese bol kitaplı günler, haftalar, aylar.....

16 Mart 2012 Cuma

Biz Bugün 1

Bugün güzel bir güneş vardı havada.. Ara ara bulutlarla da kapansa insana bahar gelecek ümidi veren bir güneş...Buna rağmen biz bugün kızımla güne pek iyi başlamadık. Daha doğrusu ben başlamadım...Hazırladığım kahvaltıdan sadece bir parça yumurta yendi zira.. O da zorlayarak...Yemek yemeyi ibadet edercesine huzurla seven birinden bu kız nasıl oldu anlamadım... Baba genleri desem o da sever yemeyi...Üzüldüm ve artık yorulduğumu hissettim yemek kavgaları yüzünden...

Kahvaltıyı kaldırdım ve öğle yemeği saati gelene kadar bir şey vermedim  Esra'ya iyice acıkması ve yemeğini güzel yemesiydi amacım ama gel gör ki yine yemedi yemeği halbuki sevdiği yani benim öyle sandığım bir yemekti. Sadece muhallebiden yarım kase yedirebildim...



Sonra öğlen uykumuzu uyuduk. Her zamankinden az uyudu ama neyse...Sonra bankada işim vardı ve bankaya gittik. Genelde kapalı alanlarda çabuk sıkılan kızım uslu uslu oturdu ve beni pek mutlu etti. Ordan çıkışta parka gittik ve güneşin ve hafif soğuk havanın tadını çıkardık.

İlk defa güvercinlere yem verdik. Bu benim için de bir ilk. Ben bir defa fotoğraf makinemin yanımda olmadığına kızdım, kendime söylendim ... Aksi gibi telefon da yanımda değildi ve bu an öyle uçup gitti tarihe, belgeleyemedim...

Kötü başlayan gün güzel bitti. Keşke yol boyunca da yürüse ve benim omuzlarım uyuşmasaydı çok daha güzel olabilirdi. Neyse hala iki kaşık yemeği yediremediğim canım kızımı uyutmak üzera yarım biberon süt içireceğim...Sonra da çay keyfi yaparım inşallah...

14 Mart 2012 Çarşamba

Kitap Ayracı...


Sevgili kitapseverler, bu kitap ayracını yaptım... Hem de bir dakikadan daha kısa sürede...Fotoğraf ekleyemiyorum çünkü telefonumun kablosunu bulamıyorum.. Makinem de hiç iyi çekmiyor bu aralar...Bakıma ihtiyacı var sanırım...Sorun halledilir halledilmez Fotolarını koyarım...

Kendinden yapışkanlı desenli rulolar oluyor ya...İşte onlardan 1 cm genişliğinde bir şerit kestim.( uzunluğu yaklaşık 20cm kadardı benim yaptığımın, zira orta kalınlıkta bir kitap elimdeki...Siz elinizdeki kitabın kalınlığına göre daha da uzatabilirsiniz...)

Sonra iki ucundan alttaki bantlardan 1 er cm kadar kestim...Yani yapışkanlı kısmından ayırdım...Sonra bir ucunu kitabın ilk sayfasına diğer ucunu da son sayfasına yapıştırdım...Okumanız bitince de ayraç üzerinde kalıyor...

Ben bu işi çok sevdim zira kitap ayraçlarım acımasız eller (!) tarafından kullanılınca okuduğum yerin kaybolması beni sinir ediyordu...

Videoyu ekleyemedim ama burayı tıklarsanız ulaşabilirsiniz...

11 Mart 2012 Pazar

Blogger (Anne)ler Hediyeleşiyor...


Hediye, inceliğin tasviridir.




*Hediyeleşme insanlar arasındaki sevgiyi pekiştirir

*Hediyeleşmek rızıkta berekete vesiledir 

*Hediye veren de alan da sevap yönünden kârdadır 


*Hediye, insanlar arasında bir yakınlaşma ve yardımlaşma vasıtasıdır. 


diyor ve hediye almayı, vermeyi seven herkesi davet ediyoruz :))

http://blogger-anneler.blogspot.com/2012/03/blogger-annelerde-dunya-kadnlar-gunu-1.html